Hakan Günday - Sabah Gazetesi Röportajı


Röportaj: Çağlar Yerlikaya Sabah Gazetesi - Pazar Sabah 11.04.2010


Cesur ve muhalif tavrıyla Türkiye'de tiyatroya yepyeni bir soluk getiren Tiyatro DOT, 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali için, ilk kitabı Kinyas ve Kayra'dan itibaren okuyucuyu etkisi altına alan, yeraltı edebiyatının güçlü isimlerinden Hakan Günday'ın Malafa adlı kitabını sahneye taşımaya hazırlanıyor. Çok büyük bir kuyumcuda geçen, tezgâhtarların satış için çevirdiği her türlü oyunu gözler önüne seren kitabını oyunlaştıran Hakan Günday, yeni baştan yarattığını ifade ettiği Malafa oyunu ile en başta kitabı okuyanları oldukça şaşırtacak. Oyunu yöneten ve birlikte birçok projeye imza atacaklarını belirten Murat Daltaban'a göre, DOT'un varlığı, Hakan Günday ile tamamlandı.

Hakan Günday için Tiyatro DOT, Tiyatro DOT için Hakan Günday ne ifade ediyor?
H.G. Benim için DOT, öncelikli olarak yaratıcılığı, yaratıcılık adına hiçbir şeyden vazgeçmemeyi ve cesur olmayı temsil ediyor. Onlar için iyi gösteri o kadar önemli ki, yanında gelebilecek hiçbir sınırı kabul etmiyorlar. Dolayısıyla insanlara bazen korkutucu ve zor gelebiliyor. İşin güzeli de onlar bütün bunları, sadece bir kafatasının içinde değil, kalabalık biçimde sahnede yapıyorlar. Sahne düzenlerinden seyirci sayısına kadar her şey o kadar matematiksel olarak ayarlanmış ki, onların dünyasına girmeniz tek bir adımda oluyor. Ben bunu yaşadıktan sonra, nasıl bunun bir parçası olabilirim diye düşündüm. Çünkü ben aynısını kâğıt ve mürekkeple yapmaya çalışıyorum. Onlarla karşılaşmak, benim için büyük şanstır.

M.D. Hakan'ın edebiyatı o kadar güncel ve güçlü ki. 90'ları ve 2000'leri yaşamış biri için, Hakan bir hazine. 90'lar ve 2000'lerin kaosunu son derece naif bir estetikle patlatıyor. Sonra o ufak patlamalar üst üste gelip büyük bir coşkuya sebep oluyor. Kitap okurken, çok rastladığım bir şey değildi bu. Hakan'ın hikâyelerini okurken, benim tarif edemediğim bir şeyi çok şık biçimde tarif etmiş olduğunu görüyorum. Zor bir şey yapıyor. Türk Edebiyatı'nda açılmamış bir yolu açarak gidiyor. Bizim tiyatroda çabaladığımız şeyi, o edebiyatta yapıyor.

H.G. Evet. DOT da bunu yapıyor. Kendi yolunu açarak, çok yüksek bir ormanda ağaçları devirerek gidiyor.

Tam bir uyum yakalamışsınız...

M.D. Bir yazarla yönetmenin uyumlu olması genelde mümkün olmayabilir. Benim için arkadaşlık edebilmek de çok önemli. Sanat dışında da, beraber zaman geçirebiliyoruz. Bu bir şans.

Peki, nasıl bir araya geldiniz?

M.D. Zargana çok sevdiğim bir roman. Zargana ile ilgili, Hakan'la tanışmayı arzu ettim. Yazar, tek başına çalışan biri olduğu için, onun dünyasına çabuk girilebilir mi tereddüdünü yaşıyordum. Hakan, beni ve DOT'u çok çabuk dünyasına dahil etti. Gerçekten onun enerjisiyle bir araya gelmek çok kolay oldu.

H.G. Ben DOT'un yaptıklarına hayran kaldım. Tek önemli şeyin bir hikâye anlatmak olduğu dünyada, herkes benim dostum. Murat'ı yıllardır tanıyormuş, yıllardır beraber çalışıyormuşuz gibi hissediyorum. O da anlattığı ne olursa olsun, belli bir estetikle anlatmak istiyor ve gerisini kesinlikle düşünmüyor, bu benim için çok önemli.

Hakan Günday'ın altı kitabı arasından, neden Malafa'yı seçtiniz?
M.D. Zargana'yı sinema projesi olarak sordum Hakan'a, çok mutlu oldu. Bunu konuşurken, başka bir roman için üzerine atlamak istemedim. Ama o teklif etti. Festival için oyun yapmayı düşünürken, Hakan 'Malafa'yı düşünür müsün?' dedi.

Hakan Bey, kitaplarınızda kullandığınız dil, okuyucuları oldukça etkileyen, şaşırtan ve bu yüzden tekrar tekrar okunmasını sağlayan farklı bir üsluba sahip. Kitabınızı, oyun metni hale getirirken, bu cümleleri çıkarmak sizin için zor olmadı mı?

H.G. Bir karar vermem gerekiyordu, Malafa'nın öyküsünü nasıl anlatacağıma dair. Kitabın ağızda bıraktığı acı bir tat vardır. Aynı zamanda Malafa, içinde bir karnavalı da barındırır. Seçtiğim taraf, biraz daha karnaval olan taraf. Ben elimden geldiğince acı bir karnaval yazmaya çalıştım. Hem esas büyüleyici olan hem de insana 'en nihayetinde sadece alışveriş, ne gerek var bu kadar şeye' dedirten taraftır. Ama hayatımızda bütün alışverişler için yapılan karnavallar, sokaklardaki reklam panolarının sayısı kadardır. O karnavalı vermeye çalıştım.

M.D. Hakan, mütevazı davranıyor. Romandan tiyatro metnine uyarlarken, başkası bu kadar rahat olamaz. Bu başka türlü bir deha. Çünkü en büyük problem, yazdığın şeye tapınmakta başlıyor. Romanda kurduğu yapıyı, biçim olarak teatral bir yapıya dönüştürürken romanına acımasızca yaklaşabilmiş biri Hakan. Tiyatro metni olarak gördüğümde çok şaşırdım. Romanı okuyanlar, oyunu seyrettiğinde çok farklı bir şeyle karşılaşacak.

Hakan Günday'ın ve DOT'un en büyük ortak özelliği, sunduğu eserlerde sansüre yer vermemesi.
H.G. İnsanlar, genelde bu sansürü kendi akıllarında hisseder. Kendilerini durdururlar. Bu normaldir. Ama bunu kırmak, okyanusa açılan yoldur. Bu, zaten çok uzun zaman önce Murat'ın zihninde kırıldığı için, ortaya böyle bir eser çıkmış. Çünkü DOT'un kendisi bir eser.

M.D. Aslında sanatın her dalında, otosansürle mücadeleye başlamak gerekiyor. Çünkü bu direkt kendi yaşam biçimimizi etkiliyor. Sansür, kendi kıskaçlarımızdan başlıyor.

Malafa'yı, Hakan Günday ve DOT için bir başlangıç projesi olarak kabul edebilir miyiz?

M.D. Hakan, çok çalışkan, çok üretken. Biz de çok çalışmayı seven bir grubuz. Romanı olmayan, yeni bir Hakan Günday oyunu daha olacak. Uzun süre güzel şeyler yapacağız sanırım. Bir tiyatronun varlığını tamamlayan şey, yazarının da olması. DOT, Hakan'ın varlığı ile bir basamak daha atladı.

H.G. DOT'u gördükten sonra yazmamak mümkün değil. Çünkü ilham vericiler ve bu konuda çok cömertler.

Malafa'da satmak için her şeyi yapan, Alışveriş ve S...ş oyununda ise almak için her şeyi yapan karakterler var. İki eserde de okuyucuya ve izleyiciye, kişiler yerine sistemi suçlamak gerektiği duygusu geçiyor...

M.D. Bizim oyunlardaki hikâye, taraf olmadan resmi ortaya koymak. Malafa'da da, acımasızca satış yapan kişiyi bir makine olarak görmediğin zaman, dramatik çatışmayla karşı karşıya kalıyorsun.

H.G. Zaten var olan bir alışveriş düzeni içinde, insanlar bu düzenden haberdar olmak istemiyor ve kafalarını çeviriyorlar. Malafa öyle bir roman olmalıydı ki, içinden iki el çıksın ve o insanların çenesini tutup o tarafa baktırsın. Ama bu sadece 45 dakikada ya da bir saatte gelişen bir alışveriş. Halbuki kafasını çevirmesi gereken insanın, çocuk beziyle başlayan ve tabuta kadar giden bir ilişkisi var alışverişle. Dolayısıyla bu onun zaten hep hayatında ama üzerinde durmak istemediği bir konu. Eğer bakışlarının yönünü biraz değiştirebiliyorsa roman, ben o zaman mutlu olurum.

Malafa oyunu, kitabı okuyanları şaşırtacak kadar değişti mi?

H.G. Tabii. Çünkü sanatta bir şey uyarlanacaksa, onun geçtiği platformun gereklerine uygun olarak dönüşüm göstermesi gerekir. Fotokopisini çekip ortaya koymak, hiçbir anlam ifade etmiyor benim için. Ne zaman ki Murat, bunu yapalım dedi, benim aklıma hemen farklı bir şey yapmak geldi. Kitapta olmayanı vermek gerekiyordu. Dolayısıyla ne romanın başına, ne ortasına, ne sonuna acıdım. Romanı okuyan birisinin, 'Ben bu hikâyeyi biliyorum, oyunu ne yapayım,' deme şansı olmaz.

M.D. Kitabı ve oyunu bir arada düşündüğünüz zaman, son 20 yılın sanatıyla ilgili çok ipucu var. Bu tıpkı Korn'un bir parçasını alıp dans müziğine dönüştürmesi gibi bir biçim denemesi, çok önemli bir geçiş. Birçok yazar için de, dikkatle incelemesi gereken bir süreç. Kolay kolay kişinin kendi tabularını kırması da pek kolay değil.

H.G. Ki o da, otosansürün bir parçasıdır. Yazdığın bir şeyi, çektiğin bir filmi 'kırılmaz' diye düşünmeyeceksin. Ona işte, anayasa deniyor. Onu yapanlar var, o başka bir dünya. Eğer yeni bir şey deniyorsan, o zaman yine sıfırdan başlarsın, bir öğrenci olarak devam edersin ve yeniden öğrenirsin, öğrendikçe de her şeyi değiştirirsin. Murat'ın bana verdiği fikirler doğrultusunda, Malafa'yı yeniden yazmak çok heyecan vericiydi.

Çok çok iyi anlaşıyorlar

Günday, "DOT'u izledikten sonra yazmamak mümkün değildi," diyor. Murat Daltaban ise, "Bir tiyatronun varlığını tamamlayan şey, yazarının da olması. DOT, Hakan'ın varlığı ile bir basamak daha atladı," görüşünde. Sanat dışında da birlikte vakit geçirmekten zevk alan ikilinin işbirliği kalıcı olacak gibi görünüyor.

Çağlar Yerlikaya

Beyoğlu - İstanbul

Nisan 2010


0 yorum to “Hakan Günday - Sabah Gazetesi Röportajı”

Yorum Gönder