Serkan Keskin - Milliyet Gazetesi Röportajı


Keskin’le ödülü, diziyi ve oyunu konuşmak üzere buluşuyoruz. Garson geliyor, ben bir çay söylüyorum, o da bir çay, bir sahanda yumurta. Yumurtasına sorularımı katık edip yanıtlamaya başlıyor. Kendini anlatmaktan pek hoşlanmadığını, beylik laflar etmekten korktuğunu söylüyor. Buna inanmak zor değil çünkü röportajımız boyunca farkında olmadan bütün cevaplarına “Bilmem” diyerek başlıyor. Semaver Kumpanya’dan söz ederken içi titriyor. “Leyla ile Mecnun”un setini anlatırken kendini tutamayıp gülüyor. Sık sık Işıl Kasapoğlu’nun ve Onur Ünlü’nün kulaklarını çınlatıyor. Canlandırdığı İsmail abi karakteri için “Gerçek olamayacak kadar iyi” diyor. Röportajın sonunda anlıyorum ki, bu anlamda Serkan Keskin’in de İsmail abiden aşağı kalır yanı yok; o da gerçek olamayacak kadar iyi, onun da absürtlüğü gerçekliğinde...


* “Leyla ile Mecnun”, “Absürt komedi tutmaz” algısını kıran bir iş oldu değil mi?

Evet. Yapılmamış olanı yaptı. Bizimki gibi bir şey yapmak isteyenlere cesaret verdi. “Türk insanı anlamaz” lafı vardır. Hayır, anlıyor işte. Anlıyor ve izliyor. 54’üncü bölüme başlayacağız yarın.

* Bu projeyi Onur Ünlü getirdiğinde ilk ne düşündünüz?
O dönem bir dizide oynuyordum. Yayından kaldırılma durumu vardı. Bir oyuncunun en büyük kabusudur; dizin devam ettiği için isteyip de kabul edemediğin dizi başlar, bir hafta sonra senin dizin biter. Neyse ki böyle bir şey olmadı ama olsaydı ve ben “Leyla ile Mecnun”da olamasaydım çok üzülürdüm. Senaryoyu okudum ve gerçekten hiç tutarmış-tutmazmış gibi şeyleri düşünmeden sadece içinde olmak istedim. Hepsinden öte, onu Onur çekecekti... Onur’dan bir şey gelirse deli işi bir şey olacağını, çok eğleneceğinizi ve sonucunda da anlamlı bir şey söyleyeceğinizi bilirsiniz.

* Sette birtakım tatsızlıklar yaşanmış, bir oyuncunun bir başka oyuncuya şiddet uyguladığı iddia edilmişti. Dışarıdan her şeyi geride bırakmış, tam gaz yolunuza devam ediyor gibi görünüyorsunuz. Öyle mi?
Evet. Ne yazık ki bir tatsızlık yaşandı. Hepimiz arkadaşız ve beraber çalışıyoruz. O anlamda bir burukluk oldu. Bir şok anı yaşadık. Set çok eğlendiğimiz bir yer çünkü. 20 gün ara verdik. Ama eğer geri kalanlar olarak devam etmek istiyorsak gerisinin çok önemi yoktu. Ama o devam etme hissinde ve birlikte yaptığımız işten keyif alma durumunda değişiklik varsa o zaman sıkıntı olur. Bizde hiç o yoktu. Sette eğlenmiyorsak, yazılana, çekilene gülmüyorsak o zaman bitmelidir dizi.

* İsmail abi sizce nasıl biri?
Gerçek olamayacak kadar iyi. Bir şeyi bu kadar bu kadar büyük yaşayıp yine de bu kadar inandırıcı olması çok ilginç. Söylenen her şeye hemen inanan bir herif. Komik olsun diye bir şey yapmıyor. O mahallede mutlu ama yalnız. Benim için en önemli özelliği de bu. Her ne kadar iş delisi gibi görünüp sürekli iş görüşmelerine gitse de çalışmayı hiç sevmiyor. En sevdiğim özelliği de bu.

“Tiyatrocu olmasaydım herhalde sporcu olurdum”

* Nasıl tepkiler alıyorsunuz sokakta?
“Hop” diye bağırıyorlar. “Eyvallah” falan diyorum, bir daha bağırıyor. Amacı İsmail abi gibi “Hop” dedirtmek. O tepkiyi alamayınca da üzülüyor. Kimseye öyle hissettirmek istemem ama her zaman da olmuyor.

* Oyunculuğa İzmit’te Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği Şehir Tiyatrosu’nun kursunda başlamışsınız. Hiç umar mıydınız o zamanlar tiyatroya böyle tutunacağınızı ve bir gün İsmail Dümbüllü ödülünü alacağınızı?
Bilmem. Ama Işıl Kasapoğlu’nun kurduğu bir yerde, onun yönettiği bir şeyi izleyip hayran olmak, sonra da oyuncu olmaya karar verip onunla bir tiyatro kurmak, şimdi de onun 10’uncu yılında olmak çok enteresan tabii.

* O kursun kapısını çalmasaydınız ne olacaktı?
Spor olurdu herhalde. Futbol ve basketbol oynuyordum. O da olmasaydı psikoloji okumak isterdim.

* Ailede “Maaşlı bir işin olsun oğlum” diyen yok muydu?
Oyunculuk, spor gibi işler için hep “Yap ama hobi olarak yap” denir ama benim ailem pek öyle bir şey demedi. Herhalde
ben çok istekliydim ondan. Hiç “Tiyatro yapacaksın da ne olacak” demediler.

* Kurstan sonra Akademi İstanbul’u bitirdiniz...
Oradan mezun olurken Işıl hoca Kocamustafapaşa’da bir bina kiraladı ve orayı tiyatro yapacağını söyledi. Biz de onunla beraber gitmeye karar verdik. İyi ki de öyle olmuş. 10 yıldır oradayız.

* Birlikte çalıştığınız yönetmenleri alt alta sıralayınca meslektaşlarınızı çok kıskandıracak bir tablo çıkıyor ortaya. Sizi kıskanıyorlar mı?
Bilmem. Sanmıyorum. Zaten ufak tefek şeyler oynadım çoğunda. Ama bakınca iyi isimlerle çalıştım. Düşününce hoşa giden bir şey ama oturup üzerine pek kafa yormadım.

“Ödül sistemine karşıyız ama bu ödül bildiğimiz ödüllerden değil”

* Yeni oyununuz “Metot”. Hem yönettiniz hem oynuyorsunuz... Ne anlatıyor?
Dört kişilik bir oyun. Bir plazanın toplantı salonunda geçiyor. Üst düzey bir pozisyon için yapılan bir mülakatı anlatıyor. İspanyol yazar Jordi Galceran’ın oyunu.

* Ne ifade eder bir oyuncu için İsmail Dümbüllü ödülünü almak?
Bilmem. Birçok oyunun aynı sepete koyulup oradan bir ‘en iyi oyun’ seçilmesini çok doğru bulmuyorum. Kimi vodvil yapıyor, kimi klasikleri oynuyor, kimi sadece Türk oyunlarını... Bunların hepsi farklı branşlar olmasına rağmen ayrı ayrı değerlendirilmiyor. Ama bu, her yıl bir kişiye Müjdat Gezen Merkezi’ndeki öğrencilerin ve hocaların verdiği bir ödül. İşi büyütmeden, olay haline getirmeden veriliyor. O yüzden benim için çok daha kıymetli. Beni layık görmüşler. Çok teşekkür ederim. Daha önce Semaver Kumpanya olarak ödül sistemine karşı bir bildiri yayımlamış ve bütün ödül verenlerden affımızı istemiştik. Şimdi “Niye aldın?” diye soracaklardır.
Bu ödülün farkını bu nedenle anlatıyorum.

“Megan Fox hiç Hollywood yıldızı gibi davranmadı”

* Megan Fox reklam çekiminde çok rahattı.
Beklediğimizin aksine Hollywood yıldızı gibi davranmadı. Çok tatlı, çok mütevazıydı. Evet, bir menajer grubuyla geziyor ama yan yana gelip çalışmaya başlayınca hiç öyle değil. Küçük, 25 yaşında bir kız...
* “Büyük Ev Ablukada”dan Cem (Yılmazer) eski ev arkadaşım. Geçenlerde Semaver’de bir konser verdiler. Konserin sonunda beraber bir şarkı söyledik. Oradaki vokal arkadaşımız da Semaver’den, Cem de yine Semaver’de çalışıyor. Bartu da (Küçükçağlayan) çok eski arkadaşım. Grup kurulmadan önce de sürekli beraberdik. Mümkün olduğunca aramızda kim bir şey yapıyorsa hep beraber gidip destek oluyoruz.
* Denizi çok seviyorum. Her şeyini. Denizcilik, balıkçılık, tekne, dalış... Normalde dalış hobimdi. Artık başkalarını daldırmak hobim (gülüyor). “Çok istiyorum ama korkuyorum” diyen arkadaşlarımı o dünyaya sokuyor olmak çok hoşuma gidiyor.
* İsmail abiye ödül aldığımı söylesem herhalde ilk vereceği tepki “Abboov” olurdu.

0 yorum to “Serkan Keskin - Milliyet Gazetesi Röportajı”

Yorum Gönder