Kaybedenler Kulübü - Milliyet Gazetesi Röportajı


* Filminizin yapılacağını ne zaman öğrendiniz?

Kaan Çaydamlı: Aslında film eski hikaye. Mehmet’in (Ada Özdemir) senaryolaştırdığı kitabı Altıkırkbeş Yayınları olarak biz basmıştık. Tükenmişti. Film konusunda da görüşüyorduk ama program devam ettiğinden acele etmiyorduk. Program bittikten sonra yapılır diye bakıyorduk.

* Daha sonra ne oldu?

Kaan Ç.: Daha sonra Mehmet “Devrim Arabaları”nın yönetmen yardımcılığını yaptı. Bizim Tolga’yla (Örnek) tanışmamız öyledir. Film bittikten sonra elinde bir şey var mı deyince Mehmet bu senaryoyu göstermiş. Biz de bir-iki yere göndermiştik daha önce. Yapımcılar çok sofistike buldu.

* Sofistike bulmak ne demek?

Kaan Ç.: Aşk üçgeni yok, üçgen pompası yok. Ağlayarak sevişen kadın yok. Fazla entelektüel buldular herhalde. “Para yatıracak biri olmaz herhalde” dedik. Tolga’yı ben de tanıyordum, çok iyi arkadaş olmuştuk, o okuyunca ilgilendi.

“Nejat ve Yiğit bizimle ilgili bir çalışma yaptı; içtik, takıldık”

* Senaryoya ne ölçüde müdahale ettiniz?

Kaan Ç.: Tolga senaryoyu inceledi ve “Programı merkeze alalım” dedi. Öyle yapıldı, eski senaryoyu da baz alarak yeni bir senaryo yazıldı. Tabii bütün bunlar, üzerinde çok yoğun çalışılarak oldu. Bizimle saatlerce görüşüldü. Saatlerce anlattık.

Mete A.: Tolga “Sizi deşifre edeceğim, her b..unuzu göstereceğim” dedi. Kabul ettik.

Kaan Ç: Dört-beş saatlik konuşmalar yapıldı. Programda yer alan gerçek karakterlerle bizim bulunmadığımız görüşmeler yapıldı. Radyo programları tarandı, hepsi bir araya gelince 1,5 ay içerisinde senaryo ortaya çıktı.

* Oyuncu seçimine müdahale ettiniz mi?

Kaan Ç.: 
Hiç karışmadık. Ama çok kibar adamlar ve bize değer verdikleri için sordular. Ama “Hayır abi” desek de oynayacaktı yani oyuncular. Tartışılacak bir şey de yoktu aslında. Nejat (İşler) çıktı geldi, “Ben oynayacağım” diye.

Mete A.: Nejat zaten, “Kimseye bırakmam, beni oynatmazsanız arıza çıkartırım, seti basarım” demiş.

* Oyuncularla birlikte takıldığınızı, gezip tozduğunuzu biliyorum bir süre...

Kaan Ç.: Bizimle ilgili bir çalışma yaptılar tabii.

Mete A.: Buluşturulduk. Birlikte zaman geçirdik. İçtik, takıldık. Biz kendimizi hiç saklamamıştık, onlara karşı da saklamadık. Her şeyi açık konuştuk, anlattık.

“10 küsur yılı 100 dakikaya çok başarılı şekilde sığdırmışlar”

* Filmi ilk izleyişinizde ne hissettiniz?

Kaan Ç.: Filmde kendi hikayeni izlemek şizofreni gibi bir şey. İlk seferinde hiçbir b.. anlamadım ben zaten. İçine giremedim. 10 küsür yılı 100 dakikaya çok başarılı bir şekilde sığdırdılar ama sen seyrederken oradaki olayın gelişimini tekrar yaşıyorsun. Orada bir ayrılığı görüyorsun ama ben o ayrılığa kadar gelirken geçen süreci bire bir yaşıyorum.

Mete A.: İzleyicinin iki dakikada gördüğü şey benim hayatımda üç yıl sürmüş. Zordu.

* Filmi izlerken kendinizle hesaplaştınız mı? Şunu şöyle yapmasaydım gibi...

Mete A.: Bende hiç yok öyle bir şey.

Kaan Ç.: Bende de...

“Bizimki yeraltı kültürü değil, karşı kültür”

*Nasıl tanıştınız?

Kaan Ç.: Radyoda. 1993 ya da 94’te. Kent FM o zaman Bahariye’deydi. Ben aşağıda oturuyordum. “Gece Fanzini” ve “Kitapsız” diye iki program yapıyordum. Mete yönetiyordu radyoyu. Bir de “Aşırı Doz” diye de bir programı vardı. Bir programımın çıkışında baktım, Mete’nin “arızalar” gelmiş, başı kalabalık. Ben geçerken aralarından bazıları “A sen Kaan mısın?” falan dedi. “Birileri bizi dinliyormuş” dedim. Mete’yle aslında bir “Gümüş Kayakçı” çizgi roman takasıyla ilk iletişimimizi kurduk.

* 90’ları anlatsanıza biraz. O dönemin alternatif ya da yeraltı kültürüyle şimdiki arasında nasıl bir fark var?

Kaan Ç.: O dönem “underground / yeraltı” denen şey, bu dönem mainstream/ana akım. Kıyafetinden, ne bileyim reklamcısına kadar herkes kullanıp satıyor şimdi bunu. Şu an Türkçe’de o zamanki “underground” denen şeyi karşılayacak tek kelime “karşı kültür”. Bugün özellikle reklamcıların yaratıcılıkla ilgili problemlerini çözmek için hep aşağılara bakmaları gibi bunu da başka bir şeye dönüştürdüler. Bir sakıncası yok. Şu an bizim yayınevi (Altıkırkbeş Yayınları) ya da Mete’nin plakçısıyla (Vintage) temsil ettiği şey budur aslında.

* Kadıköy az mı görünüyor filmde?

Mete A.: Valla ne kadar görünmesi lazımdı bilmiyorum ki. Film Kadıköy zaten. Sahilde Koço’nun aşağısı var, Trip var. En güzel sahneler Moda’da. Daha ne olsun?

Kaan Ç.: “Evlenmeye karar vermek için motora atlayıp 16 bin km. gitmem gerekti”

* Evlendin, baba oldun. Nasıl oldu bu geçiş?

Kaan Ç.: Evlenmeye karar vermek için 16 bin kilometre motora bindim. Chicago’dan San Francisco’ya gittim. “Ben şimdi bir 16 bin kilometre yapayım da evlilik düşüneyim” değil tabii. Ama neticede böyle bir dönem oldu. Hayatımda bir kadın var, vazgeçemiyorum hiçbir şekilde. Bu defa filmdekinin tersi oldu aslında. “Hayır gitme” dedim. Ama onu diyebilmek için ben bir gittim.

* Mete’nin böyle bir basıp gitme dönemin olmadı mı?

Mete A.: Gerektiğinde Londra’ya gidip plak alıyorum. Yılda üç-dört defa oluyor zaten.

* Kaan evlenip çocuk yapmayı tercih etti. Sen istemedin mi?

Mete A.: Karşı değilim. İkimiz bu konuda farklı insanlarız. Kaan güçlü bir aile yapısından gelen biri. Benim geçmişimde böyle bir şey yok.

Kaan Ç.: Mete aslında hep uzun süreli ilişkileri olan, evlenmeyle ilgili çekincesi olmayan bir adam. Ama hiç öteye geçmedi. Ben bunu şuna bağlıyorum. Hep fazla genç kadınlarla uzun ilişkiler yaşadı. O kadınların hayatlarının kırılma noktası, ayrılma noktası oldu Mete’de. Çok rahat âşık olan biridir.

* Filmde Mete’nin bu yönü pek yok galiba...

Kaan Ç.: Filmde bu yansımıyor ama aslında benim âşık olduğum dönemde Mete de âşık oldu. Etrafımızdaki herkesi bir anda salladık, sadece onlar vardı. Ama uzun sürmedi.

Mete A.: 1-1,5 buçuk sene...

“Program bittikten sonra radyo ve televizyondan çok teklif geldi, istemedik” 

* Bu röportaj yayınlandığında siz Dinamo FM 103.8’de bir pazar programı yapıyor olacaksınız. Bu yeni bir program mı?

Kaan Ç.: Valla kendimiz için yapacağız. Bir kerelik. Bakalım olur mu olmaz mı... Hafta sonu sabah bir şey yapmak çok istediğimiz ama bir türlü yapamadığımız bir şeydi.

Mete A.: Haftada üç gece program sonrasında pazarları bir türlü erken uyanamadık yani.

* Programı neden bitirmiştiniz?

Mete A.: Bir doygunluğa erişti, bitirdik.

* 2000’lerin başı alternatif kültürün ana akıma sirayet etmeye başladığı yıllar. Tam işin kaymağını yiyecekken gittiniz...

Kaan Ç.: Çok teklif geldi. Sabah programları, akşam programları. Televizyonda da kullanmak istediler. Hepsini reddettik. Sağlam durduk. Biz programı yaparken de birkaç defa bırakmıştık zaten. Çok daralıp “Ben sırt kanseriyim” diye gitmiştim. Radyoya ilaç yağmıştı. Sırt kanseri ne demekse. Bir başka dönem sekiz ay yok olduk. Olympos’ta takıldık. Dört-beş ay görüşmedik. Trip’te karşılaştığımızda birbirimize tekrar sarıldığımızı falan çok iyi hatırlarım. Özlediğimizi.

Mete A.: Bir de tükeniyorsun. Bir şeyler yaşamadan, oturup saatlerce ne anlatacaksın? Şehrin içerisinde hep aynı şeyleri yapıyorsun. Kafadan uyduramazsın hiçbir şey...

* Tekrar yapacak mısınız?

Kaan Ç.: Yok. İnsanların ilgisi olduğunu görüyorum. Ama yapsak da yine “Kaybedenler Külübü” kafasında bir program olmaz. Radyoda bir şey yapmanın şöyle bir ıstırabı var bizim için: İnsanlar arayan ilk kişiye “Sizinle yatmış mıydık?” dememizi bekleyecekler. Ben uzun süredir, arayan birisiyle yatmakla ilgilenmiyorum zaten.


“Tanju Okan çaldık diye kavga çıkıyordu”

* Programda çaldığınız şarkılar da çok beğeniliyordu. Neye göre seçiyordunuz?

Kaan Ç.: Bizim programda kırdığımız şey çok net kategorilerdi. Yabancı müzik çalan radyo. Yerli müzik çalan radyo. Biz bunu kırdık. Çatır çatır Orhan Gencebay çaldık. Ümit Besen çaldık.Müslüm Gürses çaldığımızda bizi Gençler Kıraathanesi’nden Kasımpaşa’dan arıyordu babalar. Ve onlara “Neden Saçların Beyazlanmış Arkadaş” çalıyorduk, bütün kıraathane dinliyordu.

Mete A.: Ümit Besen’in plaklarından bir best of CD yapmıştım programda yeri gelince çalmak kolay olsun elimizin altında dursun diye. CD’si bile yoktu adamın.

* Barlarda da yerli-yabancı ayrımı vardı o zamanlar, değil mi?

Kaan Ç.: Bunun en trajik örneği, Kaybedenler Kulübü olarak ilk Yalnızlar Partisi’ni yaptığımızda Karga’da ortaya çıkmıştı. Karga biliyorsun Kadıköy’ün en saygın, marka olmuş barlarından biridir. Sokağa taştı insanlar. Aynen filmde anlatıldığı gibiydi. Mete bir Tanju Okan koydu, adamlar şalter indirdiler. Az daha kavga çıkıyordu.

* TRT denetimi gibi neredeyse...

Mete A.: Adamlar şalter indirdiler ya... “Biz burada Türkçe aranjman çalmıyoruz” diye.

Kaan Ç.: Filmde Trip’teki partide elektrik kesiliyor ve insanlar şarkıyı söylemeye devam ediyor ya. O sahnenin esası işte Karga’daki bu olaydır. Hiçkimse dışarı çıkmadı ve herkes bağıra bağıra o şarkıyı söyledi orada. Sonra baktılar ki olmayacak, devam ettik.

“Kaybedenler Kulübü” nedir?

1990’larda Kent FM’de Mete Avunduk ve Kaan Çaydamlı’nın yaptığı radyo programı. Çalınan şarkılar, sohbetlerin içeriği, uzun sessizlikler, “Merhaba sayın dinleyici, sizinle yatmış mıydık?” gibi replikleriyle unutulmazlar arasına girdi. Programın adını taşıyan film, şu sıralar vizyonda ve çok ilgi görüyor. Çaydamlı’yı Nejat İşler, Avunduk’u Yiğit Özşener canlandırıyor.

0 yorum to “Kaybedenler Kulübü - Milliyet Gazetesi Röportajı”

Yorum Gönder