Murat Uyurkulak - “Yazarak var olmaya çalışıyorum”


“Bu ülke, ki Netamiye derler adına, ulu bir ejderhanın mide fesadından doğdu. Biz oradaydık, gördük her şeyi. Kıyametin yarım boy küçüğü bir alamet gündü. Yalan elbet, ulu falan değildi ejderha. Kanatlarından irin saçan, pespaye bir yaratıktı aslında. Hastaydı, uçarken kusuyordu sürekli. Şöyle son bir kez titredi, süzülürken ağzını açtı ve macunumsu fokurdak bir sıvıyı, uzun ince kilimler misali, kadim suyun ortasına seriverdi. Ejderha olgun bir armut gibi yere düşerken, macunkilim de hızla katılaştı, kabarcıklarından dağlar vadiler denizler hasıl oldu, bu ülke böyle vücut buldu. Üzerinden her daim ekşi kokulu dumanlar tütmesi ondandır.”
murat-uyurkulak-0012
Yukarıdaki güzel satırlar, Murat Uyurkulak’ın “Har” romanının arka kapağından. Çevirmen ve yazar Murat Uyurkulak’la konuşmayı denedim. Önce aradım. Cevap veren olmadı. Sonra akşam oldu, bir daha aradım. Yine cevap veren olmadı. Bu sefer sabah arayacaktım. Sabah kendimi 13.00′e kadar tutabildim. Tekrar aradım, bu sefer telefonun diğer ucunda Murat Uyurkulak vardı. Önce kendimi tanıttım, ama ne söylediğimi şu an bile hatırlamıyorum. Çalışmıştı ve yorgundu. Detayları mail üzerinden iletmemi rica etti. Şehir dışında olduğu için söyleşiyi e-posta üzerinden gerçekleştirdik. Kitaplarını, politik duruşunu ve İzmir’i konuştuk. Tüm yorgunluğuna rağmen beni kırmayıp heyecanımın her kelimesine yansıdığı uzun sorularıma makul cevaplar verdiği için kendisine tekrar teşekkür ederim. Ve tabii kendisine ulaşmam noktasında yardımını esirgemeyen Nazlı Berivan Ak’a da, ayrıca teşekkür ederim.

- Sizi yazar kişiliğinizle tanıyoruz; ama röportaj sürecinden önce yaptığım araştırmalarda şiir de yazdığınızı öğreniyorum. Şu an gündemde olan ise senaristliğiniz. Peki, sizi en çok hangisi heyecanlandırıyor?
Beni hiçbirisi heyecanlandırmıyor…
- “Tol” ve “Har”dan farklı olarak kısa öykülerinizin yer aldığı “Bazuka” da büyük ilgi gördü. İçerisinde senaryo tadı aldığımız “kırmızı” gibi öyküler var mesela. Bu öykülerden herhangi biri için filme uyarlanması yönünde teklif aldınız mı? Böyle bir projeye olumlu bakar mısınız?
Romanları veya hikayeleri okuyup senaryo niyetiyle iletişim kuran arkadaşlar oldu. Fakat neticeye ulaşanı henüz görmedim… Sinemayı tamamen farklı bir ifade şekli olarak görüyorum, yani isteyen kitaplarımdan istediğini yapabilir, olumlu-olumsuz bakmıyorum, çünkü benim karışmamı gerektirecek, beni ilgilendiren bir durum yok.
- Kitaplarınızın başlıkları gayet etkileyici oluyor, başlıklara ayrı bir özenle eğildiniz belli. Sizce kitabın ismi, kitabın kaderini ne ölçüde etkiliyor?
Böyle endişelerle isim koymuş değilim kitaplara. Kitap isimlerinin veya kapaklarının satış denen berbat meseleye tesiri olduğunu kitap yayınlamadan önce, editörlük yaparken gayet tecrübe etmiştim. Bunlar adına ticaret dediğimiz kirli bir alanın meseleleri.
- Pek çok yazarın yazmaktan imtina edeceği şeylerin üzerine gidiyorsunuz, örneğin “Har”ı,    Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi tuvaletinde asılı bulunan ve daha sonra yapılan otopside başka biri tarafından öldürüldüğü ortaya çıkan Ali Serkan Eroğlu’na ve polis kurşunuyla yaşamını yitiren Uğur Kaymaz’a ithaf ediyorsunuz. Buna yönelik herhangi bir olumsuz tutumla karşılaştınız mı?
Benim bu konuda olumsuz tutumla karşılaşıp karşılaşmadığımdan daha önemli olan, hala bu insanların katillerinin bulunamamış veya doğru düzgün cezalandırılmamış olması.
- Sizin kuşağın yazarlarının son zamanlarda izlediği farklı bir tutum var. Bulundukları yayınevlerinden bir şekilde, başka bir yayınevine “transfer” olduklarını görüyoruz. Sizin başlangıçtan beri aynı yayınevinde olmanızın bir nedeni var mı?
Sebebi: Memnunum. Hem yayıncılık anlayışlarından, hem politik duruşlarından, hem de editörlük becerilerinden.
- Kitaplarınızda derinden hissettiğimiz bir şiddet var; ama bu şiddet sizin üslubunuzla naif bir hal alıyor. Okuru bu noktaya nasıl getirebiliyorsunuz?
Bunlar bilinçli yapılan şeyler değil… Okur o noktaya geliyorsa kendi bileceği iş, ben sadece yazmaya, yazarak var olmaya çalışıyorum.
- İzmir’de yaşadığınız süre boyunca ne gibi güçlüklerle karşılaştınız? En “aydın” olarak addedilen bu şehirde insanlar rahatlıkla linç edilebiliyor. Bu durumun sizdeki yansımaları nasıl oldu?
İzmir’e sevgi besleyemiyorum… Hep şunu derim: “İzmir bana ekmek vermedi.” Çocukluğum ve öğrenciliğim de pek iyi geçmedi. 4-5 milyonluk bir şehirde, ülke gündemini belirleyebilecek dişe dokunur yayınevleri, gazeteler vs. olması beklenir. İzmir okuyup yazmaya gönül veren çocuklarını bu yüzden sürgüne, yani İstanbul’a gönderiyor. Siyasi açıdan ise İzmir’e dair fikirlerimi bazı yazılarımda ifade etmeye çalıştım. İzmir işin kolayına kaçıyor, empatinin başkenti olmak dururken faşizmin sularında geziniyor. Halbuki İzmir’de herkese yetecek muhabbet ve yürek var aslında… Mesele şehrin girişindeki kaya kütlesine devasa Atatürk sureti kondurmak kadar basit olsa keşke…
- Birçok farklı şehirde bulunduğunuzu biliyoruz. İzmir, Diyarbakır, İstanbul.. Kendinizi en rahat hissettiğiniz yer neresi oldu? Üretimlerinize fazladan bir katkısı olan bir şehir var mı?
Hepsinin kendine has güzellikleri ve dandiklikleri var. Hiçbirinde kendimi rahat hissetmedim, ama muhtemelen şehirden değil benden kaynaklanmıştır.
- Eserleriniz farklı dillere çevriliyor. “Tol” Almanca’da da “Tol” olabilir mi? Çevirmenin kitabı hak ettiği yerde konumlandırmasındaki rolü nedir? Sizce “Tol” yerel bir roman mı?
Bu soru çok kapsamlı. Zaten benim hakkıyla cevap verecek teçhizatım da yok. Başka dil konuşanların yazdıklarımı okuma ihtimalinin müspet bi duygu olduğunu söylemekle yetineyim.
- Artık Afili Filintilar’da yazmıyorsunuz?
İçimden gelmiyor…
- Farklı bir okuyucu kitleniz var ve bu kitle merakla yeni kitabınızı bekliyor. Yakın zamanda onlara verebileceğiniz güzel bir haber var mı? Yeni bir roman veya yeni bir öykü kitabı?
Bu konuda bazı teşebbüslerim ve gayretlerim var.

0 yorum to “Murat Uyurkulak - “Yazarak var olmaya çalışıyorum””

Yorum Gönder