Hakan Günday - Cihaz (OT Dergisi)



Telefon çaldığında telefonla konuşuyordum.’’Bir boka yardığın yok!’’ diye bağırıyordum,ekranın ortasına.’’Ben aramasam kimse aramıyor! O kadar para verdik !Aramı yap ulan insanlarla!Birilerini bul bana!’’ diyordum ki çalmaya başladı.Şaşırdım ama acımadım.Yarasına basar gibi hınçla parmakladım.

‘’Alo ‘’ dedim .’’Ne var ?’’ diyorum.’’Kimsin?’’ diyececeğim .Aslında bir süredir,’’Efendim?’’diye açıyordum plastiği ama yine Alo’ya kaymıştı dilim.Ben kim ,prensip kim! Prensip dediğin,asalet ister,prenslik ister!Konuşuyordu biri,ama düşünmekten duyamıyordum.

‘’İskender Karayara’yla mı görüşürüyorum?’’ ‘Ne biçim isimim var lan!’’ ‘’Sağlama yapma bana,kimsin onu söyle !’’ diyecektim,diyemedim.


‘’Kim arıyordu?’’
‘’United Hospital of İstanbul Gastroentreoloji bölümünden Dr.Feridun Fora.’’
Hiçbir bok anlamadım.Susarak bekledim.Kapar gider diye.Gitmedi.
‘’İskender bey, orada mısınız? ‘’
Kafamı kaldırıp portmanto aynasına baktım
‘’Evet’’
Aynadaki sinek ölüsüne tırnağımla kazıdım.
‘’İskender bey, Başınız sağ olsun.’’
Koridora geçerken ,’’ne oldu ki?’’sordum yada yanıt verdim.
‘’Efendim,babanız Barbaros beyi kaybettik.!!
Banyoya girip ışığı yaktım.
‘’Biliyorum.’’
Lavabo musluğunu açıp tırnağımdaki cesedi boğdum.
‘’İskender bey,durum biraz acil,şimdi telefonda anlatamıyacağım lütfen hastanemize kadar gelebilir misiniz?’’
‘’Niye.’’
Lavabo aynasında bir ölü sinek daha vardı.Yazdı.
‘’Babanızla ilgili..’’
‘’Böbreğini mi bırakmış bana?’’
‘’Pardon?’’
‘’Niye, diyorum,niye geleyim?’’
‘’Beyefendi lütfen ,bakın,çok önemli.
Sizin sağlığınızı da ilgilendiren bir konu.’’
‘’Puçaraling gigogigo gu!!’’
Telefonu kapadım.Sırıf sesini duymak için sifonu çektim.Sonra da merak gibi bir şeyin peşinden siktir olup gittim hastaneye.
Kapı,masa,kapı,hol,masa,oda,hol,kapı,kadın.
‘’Buyrun ,doktor beyler de sizi bekliyordu.’’
Bir oda,bir masa,bir deste doktor.
‘’Telefonda konuşmuştuk,hoş geldiniz İskender bey,buyurun oturun.’’
Heyet gören koltuktaydım.


‘’İskender bey,eşinizden öğrendiğimiz kadarıyla babanızla görüşmüyormusunuz.Onun için size durumu şöyle özetleyim;Babanız bize baş dönmesi şikayetiyle geldi.Kan değerlerine bakınca bir kanama geçirmiş olduğunu fark ettik.Önce endoskopi yaptık ancak ondan da bir şey çıkmadı.Ama yine de biz emin olmak için video kapsül denilen bir uygulama yaptık…’’


Hapşırdım.Her 10 doktordan 4’ü ‘’Çok yaşayın,’’dedi.Ben yanıt vermeyince Feridun Fora devam etti.
‘’Bu uygulamada hastaya bir kapsül yutturuyoruz.Minyatür bir kamera gibi düşünün…Bir de hastanın yanına bir cihaz veriyoruz.Kapsül,makattan çıkına kadar aldığı bütün görüntüyü o cihaza gönderiyor.Böylece kolonoskopide göremediğimiz bölgeleri ayrıntısıyla inceleme imkanımız oluyor.’’


Bir şey dedim.
‘’Efendim? ‘’
‘’Bana ne,diyorum.Niye anlatıyorsunuz bana bunları?’’
‘’Birazdan anlayacaksınız ancak bir şey öğrenmeliyim.Babanızı,tam olarak,en son ne zaman gördünüz?’’
Heyet gören koltuğun ayar kolunu çekip alçattım kendimi.
‘’30 sene önce,Terk edip gitmişti bizi.Ben de sekiz yaşındayken,adresini öğrenip evden kaçtım.Gidip dikildim karşına.Ama evine bile almadı.Bir MC Donald’s’a götürdü.Sonra da bindirip otobüse,geri gönderdi.İşte,en son o zaman gördüm.Otobüs camından.Tuvalete girmek için jeton alıyordu.’’
‘’Peki’’ dedi Feridun.
‘’Torrul kipefa’’dedim ben.
‘’ O zaman şöyle yapalım..Şunu izleyelim..Işıkları söndürebilir miyiz?’’
Karanlık projeksiyon,perde!
İzlemeye başladım.Babamın ince bağırsağını.
Önce her şey normaldi.Pembe-kahve bir et tünelinde ilerliyorduk,ilerliyoruz,ilerleyeceğiz,derken…
Cenneti gördüm.Cennete baktım.Babamın iç cenneti.Bitmesin diye yalvardım ama her şey bitti ve yine pembe-kahve et ürünleri..


Bacaklarım uyuşmuş,titreyen ellerimle göz yaşlarımı siliyordum.Işık yandı ve doktorlara baktım.Onlarda ağlıyordu.Üstelik ilkez izlemiyorlardı.Ama cenneti gören biri ne kadar dayanabilirdi?Burnumu çektim ve ‘’Bozuktur’’ dedim.’’Bozuk’’ diyorum.’’ O cihaz her neyse,bozulmuş heralde,’’diyeceğim.
‘’Hayır,hayır,’’ dedi Feridun.’’Defalarca kontrol ettik .Babanız evde vefat etti.Sonrada eşi cihazı bize getirdi.Biz de ancak bu sabah inceleye bildik.Bakın İskender bey, bu görüntülerin tıp bilimi açısından hiçbir açıklaması yok.Bu bir mucize.Belki de babanız bir melekti ya da onun gibi bir..’’


‘’Bozuktur o alet,bozuk!’’
‘’Olur mu efendim,siz de gördünüz işte! Babanızın içinde cennet varmış!’’
Tereddüt…Toparlanma!
‘’O gün beni niye Mc Danald’s’a götürdü,biliyor musununuz?’’
‘’Pardon?’’
‘’Yemeği en çabuk orada yiyorsunuz da, ondan? ‘’
‘’Öyle demeyin İskender bey ..Neyse,şimdi sizden bir ricamız var:Belki genetik olarak..Yani diyoruz ki ,siz onun tek çocuğusunuz,size de bir kapsül yuttursak?’’
‘’Anladık ,gurasindoş!‘’
‘’Babam beni yiyip cennet sıçıyormuş.Jokali hifraz!’’
‘’İskender bey!’’
‘’Bu mu mucize,diyorum!Bu mu şimdi mucize?’’
Ağladım.Ağlıyorum.Ağlamıyacağım.Bağıracağım.
‘’38 yaşındayım,hala çocuk menüsü yiyorum,amına koyayım.’’

0 yorum to “Hakan Günday - Cihaz (OT Dergisi)”

Yorum Gönder