Hakan Günday - Defa (OT Dergisi)


İsa’nın adı İsa’ydı.Toplasan dokuz yıldır insandı.Doğduğu ahırla ,yaşadığı ev arası kırk beş adımdan fazla değildi.
Üstelik ayak numarası sadece 36’ydı.O adımların atıldığı köye Yukarı denirdi.Sadece Yukarı.Neyin yukarısı olduğu da meçhul olduğundan, hiçbir yerine hiçbir zaman bir tabela dikilmemişti.Üç dağın üç bulutlu paçasına yaslanmış,ortasından dalgalı bir çamur geçen,sobadan bozma evleriyle,girişi çıkışına karışmış bir köy.Yirmi sekiz hane,bir muhtar gözlü imam,bir imam ağızlı muhtar ve 112 nüfus.Ne patikasında selam verilir, ne meydanında kahve içilirdi.Belki bir camisinde namaz kılınır,bir de patatesinden haşlama yapılır,İsa’da damağını yaka yaka yerdi.Annesi yaşasa,bir acısına üfleyeni olurdu elbet ama onun da hayatı doğduğu evde başlayıp doğurduğu ahırda bitmişti.Ne zaman ki kocası, üstüne 15 yaşındaki kaçırmış bindirmiş,kadının tayini de ahıra çıkmıştı.Sonra da kadınlıktan emekli olup gitmiş,bir de adına Melek demişlerdi.

Bir yaşında yürümeyi,iki yaşında konuşmayı,üçyaşında yalan söylemeyi,dört yaşında dayak yemeyi,beş yaşında evden kaçmayı,dört yaşında dayak yemeyi,altı yaşında kaçacak bir yer olmadığını,yedi yaşında dövmeyi,sekiz yaşında okumayı,dokuz yaşında da kasabadaki internet kafenin yerini öğrenmiş olan İsa’nın tek derdi babasıydı.Gündüzü kubar,geceyi kumarla yutan, her uykusundan önce tövbe edip daha ilk rüyasında günaha giren,kasabada seyyarlık yapan,Derman diye bir adam.Tabii Yukarı’daki hayatta da,dünyanın geri kalanında olduğu gibi,herşey karşılıklıydı.Evler camlar,kinler ve borçlar.Dolayısıyla Derman’ın da ,tek olmasa bile,dertlerinden birinin adı İsa’ydı.Bir defa ,doğmakla kalmamış,bir de utanmadan öldürmüştü anasını.Böyelece evden iki kol ve bir am eksilmiş,bir de üstüne internet diye tutturmuştu.Derman’ın dili ‘’Sikerim internetini !’’ demekten şişmiş,dudaklarıysa,köydeki araba sahiplerine,’’Taksinin önüne bile atlasa,alıp götürmeyeceksiniz bu çocuğu ilçeye !’’ demekten bükülmüştü.Derman’ın dört çocuğu daha vardı ama hiçbirinin böyle huyları yoktu.Belkide huy edinecek kadar yaşta değiller daha,diye düşündü,Monte Carlo’nun kapısından girerken.
Yedi masalı Monte Carlo,el altı votkası,çuhadan perdesi ve sümen altı rüşvetiyle kasabanın varla yok arası kumarhanesiydi.Kumarhane demek içi istenecek bin şahidin bini de yalancı çıkacağından,gediklileri,kahve der geçerdi.Zaten salondaki tek resmi evrak da ‘’Sigara İçilmez’’ afişiydi.O da, eski bir kağıt çalma davasından kalma,önce bir kafatasını üç yerinden delmiş sonra da gidip ardında ki duvara gömülmüş üç merminin izini kapatmak için asılmıştı.Derman, tam da afişin altına oturmuş ve bir sigara yakmıştı ki döküldü kağıtlar önüne.Cephede kazandığını masada kaybetmeye niyeti yoktu o gece.Her ne kadar bu işler niyetle dönmese de,sabaha iki kala,değnek gibi bir sandalye de uyuyakalmış,Monte Carlo’nun tek garsonu,Derman’ın ‘’Geçmiş olsun beyler!’’ diye bağırmasıyla sıçradı havaya.Masadakilerin nesi var nesi yok,hepsini toplamış olan Derman’ın ağzı kulaklarını geçmiş, şakaklarındaydı.

O sabah Derman,şehirde bir karı parası ,bir de Kaleşnikof’la döndü köye.Silaha bakıp ‘’Kime okutacağız lan bunu?’’ diye düşünürken ,ama bu defa tövbe etmeye fırsat bulamadan sızdı kaldı.Ertesi gün bayramdı.
Öğlene doğru uyanan Derman’ı uyandıran İSA oldu.Elinde ,gövdesi kadar büyük,boş bir koli ,iki gözlü evin tek gözünden gizlice çıkmaya çalışırken kapıya çarpmış,suçlu bir kedi gibi bakıyordu babasına.’’Ne yapıyorsun lan?’’ dedi Derman,yattığı yerden.’’Hiç,’’ dedi İsa.’’Bir ödev var da deney ödevi,kutu lazım…’’Güldü Derman,doğrulduğu yerden.Aklına cebindeki para geldi.’’Aferin,’’ dedi.Kendine mi İsa’ya mı dedi ,bilinmez…

Akşama beş kala Yukarı’nın yaşlıları arife telaşında,çocukları da kurbanlık okşarken ,Derman,İsa’yı izliyordu.Evin bahçesindeki tek ağacın altına oturmuş kahvesini içiyor,iki yudum arasında da soruyordu: ‘’Ne ödeviymiş lan bu?’’ Elindeki bıçakla kolinin bir duvarında sinemaskop bir delik açmış olan İsa,ter basmış yüzünü kaldırıp, ‘’Tarih dersi için,dedim ya,’’diye söyleniyor ama Derman duymuyordu.

Geceyi on beş geçe,son abdestler alınmış ve yarına giden yataklara uzanılmışken Derman,Monte Carlo’nunyolunu çoktan tutmuştu.İsa ise bir terzi gibi kesip biçtiği kutusunun köşelerini,muhtarın kaçak inşaatından kovaladığı demir çubuklarla güçlendiriyor,işi bitince de,kasabadan bir çocuğa ısmarladığı koli bandını,tekerleği bulmuş gibi halıda yuvarlıyordu.Geriye sadece kutunun içini siyaha boyamak kalmıştı.Onu da imamın kapısının önündeki ayakkabılığın alt tarafından çalacağı ayakkabı boyasıyla halledecek,sonra da bir amin deyip yatacaktı.

Güneş her zmanki gibi ölümden dönmüş ve Yukarı’ya doğarken,bayram namazına yetişemese de,bayramlaşmaya yetişmek için koşturan Derman,bir gece önce kazandığı parayı bir gece sonra aynı masada iade etmiş olmanın öfkesiyle ,küfrede küfrede ilerliyordu.Köyün ortasındaki çamuru aşıp caminin önüne geldiğinde nefes nefese,kendi gibi birkaç kumarbazla da göz gözeydi.Monte Carlo çıkışlı olanlar başlarını eğip cemaatin arasına karışarak sıraya girdi.Ve Derman o kalabalıkta bir an için yok oldu.Eller öpülüp şakaklar tokuştuturulurken,kimin ne olduğu belli değildi.Bir an için herkes iyiymiş gibi göründü.İyilikten başka bir şey değilmiş gibi.Tam da o an duyuldu,Kaleşnikof’tan çıkan ilk mermini sesi.Dönüp bakıldığında ,pek anlaşılmadı nereden geldiği.Sadece bir çocuk vardı ortada.Başına kutu geçirmiş bir çocuk.Bayramlaşan cemaate doğru koşan.İsa’ydı adı.Deneyini yapmıyordu belki ama tarih yazıp siliyordu.Tüfeğin namlusunu başına geçirdiği kutuda açtığı dikdörtgen deliğin sağ alt köşesine bantlamış,çiçek gibi ölüm saçıyordu.İsa hayata karton çerçeveli bir ekrandan bakıyor ve gördüğü her hareketi bastığı tetikle tek hamlede durduruyordu.Birbirine sarılmış ve birbirini bırakamayan imamla muhtaraüç,camiye girip gözden kaybolmaya çalışanlara dört el ateş etti.Vurulup da yığılanlar ve yaralanıp da haykıranların arasından koşarak geçip,kan bulanmış çamura saklanmak için yatmış olan babasını bulunca durdu.Bir soru belirdi gözlerinin önünde :
‘’Bir kaleşnikof şarjörünün kapasitesi 30 mermidir.Buna göre İsa’nın kaç mermisi kalmıştır?’’Hesaplamadı.,’’Göreceğiz ! ‘’ dedi ve parmağını tetiğe değdiği anda Derman’ın göğüs kafesine peşpeşe iki mermi girdi.Şimdilik her şey İsa’nın hayal ettiği gibi ve her şey mükemmeldi.Üstelik oyun daha yeni başlamış ve bedavaydı.İnananılır gibi değil ama Counter Strike bedava! Olduğu yerde dönüp , kaçışmakta olanların peşinden ateş ederek koşarken, babasının sesini taklit edip bağırdı:
‘’Sikerim internetini ! ‘’ O an için hayatın gerçek olanı,İsa’ya daha zevkli geldi.Dokuz yılda ilk defa…

Sonra bir çoban,içinde çocuk olan kutuya nişan aldı.Sonra o çoban,nefesini tutup av tüfeğini patlattı.Sonra bir mucize oldu.Ve İsa göğe yükseldi.Hem de ateş ede ede.Bir havai fişeği gibi tükürdü kendini en Yukarı’daki babasının babasının yüzüne.Sonra da bitti…Öncesi de.

0 yorum to “Hakan Günday - Defa (OT Dergisi)”

Yorum Gönder