Hakan Günday - Gasp (OT Dergisi)


Efruz on üç yaşındaydı ve ilerleyen bir okul servisinin içinde,zorlukla da olsa,koltuklara tutunarak ilerliyordu.Beyaz minibüs durmak üzere yavaşladığında ,kapının hemen yanında oturan ,altıncı sınıftaki Muammer Can’ın sağ omzuna olabildiğince güçlü bir yumruk attı.Çocuk daha ne olduğunu anlayamadan,Efruz kapıyı açıp minibüsten kaldırıma atladı.Acıdan ekşimiş suratıyla omzunu tutan Muammer Can’a bakarak güldü ve kapıyı bir tokat gibi yüzüne çarptı.Böylece ,sabah okula giderken yediği yumruğun intikamını almış oldu.

Gün boyu,yani hiçbirini dinlemediği sekiz ders ve çalışıyormuş gibi yaparak geçirdiği iki saatlik etüt süresince,hangi virajdan sonra ayağa kalkıp minibüsün içinde yürümeye başlayacağını,Muammer Can’ın kimseye kaptırmamak için dövüşerek koruduğu ve garip bir tutkuyla bağlı olduğu kapı kenarı koltuğunun yanına ne zaman ulaşacağını,son olarak da bir eliyle yumruk atarken diğeriyle kapı kolunu tutup bir an önce kendini nasıl dışarı atacağını,bir mühendis titizliğiyle planlamıştı.Şimdi de,intikamını kusursuz biçimde almış olan bir insanın tarifsiz huzuruyla apartman kapısını açıyordu.
Bindiği asansörün kapısı kapanıyordu ki kendisiyle aynı yaşta olan ancak başka bir okulda okuyan Tevfik Berk’le göz göze geldi.Kapısı kapanmadan asansöre yetişmeye çalışan Tevfik Berk,sırtındaki ağır çantaya rağmen koşmaya başladı ancak Efruz’un beklemeye niyeti yoktu.Önce üzerinde 8 (sekiz) yazan,sonra da kapıyı kapatmaya yarayan düğmeye basıp,sağ elinin orta parmağını daralan aralıktan Tevfik Berk’e gösterdi.Bir İsviçre çakısından fırlamış gibi duran parmağı gören Tevfik Berk’in verdiği karşılık,kapanan kapının ardında kaldı.

Sekizinci kata kadar hiçbir şey düşünmeyen ve hiçbir şey yapmayan Efruz,asansör durup da kapısı açıldığında,sol avucunu üzerlerinde gezdirerek on iki düğmenin de her birine bastı.Böylece,her katta duracak olan asansörün zemin kata inmesi en az üç dakika sürecekti.Kendisi gibi ,on saatlik bir eğitim mesaisinden çıkmış ve en az iki saatlik bir ödev seansına girecek olan,gündelik hayatını,boş zaman yaratmak için zamanla yarışarak geçiren Tevfik Berk’i üç dakika da olsa programında geciktirmek ,Efruz’un bu kez almak için hiç de zorlanmadığı bir intikam olarak intikamlar tarihine geçti.
Ev kapısının anahtarını montunun cebinden çıkarırken , ’’Haketti!’’ diye mırıldandı.
‘’Bir göndermedi resimleri!’’
Resimler dediği,ceset fotoğraflarıydı.Tevfik Berk,İngiliz ordusu mensuplarının mektup arkadaşı bir siteden e-posta adresini bulduğu,Afganistan’daki Barış Gücü’nde görevli bir erle dört aydır yazışıyor,dokuz yaşındaki kız kardeşinin çıplak fotoğrafları karşılığında Taliban cesetlerinin fotoğraflarını alıyordu.Ve söz vermesine rağmen,hiçbirini Efruz’la paylaşmıyordu.Dolayısıyla boş zamanından üç dakika gibi bir sürenin gasp edilmesini tabii ki hak ediyordu.Çünkü üç dakika,on üç yaşındaki bir çocuk için sadece üç dakika değildi.Ipad’de atılacak en az bir Real Racing 3 turu ve gerçekleştirilecek bir Urban Crime görevi için yetecek süreydi.

Efruz ,elindeki anahtarı kilitle soktuğu anda kapı açıldı.Kapıyı açan,normalde işte olması gereken babasıydı.Son seviye tespit sınavında ilk yirmiye girdiği için,daha düne kadar ‘’Seninle gurur duyuyorum!’’ diyen adamın şimdi kaşları yüzünün her yanına çökmüş,oğluna bir düşman gibi bakıyordu.’’Geç’’ dedi.

Efruz antreye girip durdu.Portmantonun yanında ,o güne kadar hiç görmediği bir Nike modeli olan,en az 45 numara ayakkabılar gördü.Demek ki evde bir yabancı vardı.Vahşi hayvanlarınkine benzeyen çocuk sezgisiyle ,babasının kızgınlığının,gizemli misafirle ilgili olduğunu derhal anladı.Ayakkabılardan kaldırdığı bakışlarını babasına çevirip sordu:
‘’Biri mi geldi?’’
O sırada annesi salonun kapısında belirdi.Ağlamasını yeni durdurabildiği ,şiş gözlerinden ve iç çekmesinden belli olan kadın,’’Firuz,lütfen sakin ol!’’ dedi.
Efruz’un babası,gözlerini oğlundan ayırmadan karısına yanıt verdi.
‘’Yok, ben sakinim zaten.Sakinim de anlayacağız bakalım ne bok yediğini! Yürü!’’
Firuz ,Efruz’u ensesinden tutup salona doğru sürükledi.Salona adım attığı anda,Efruz dondu.Sessizliğe gömülmüş olan anı tek sarsan,çocuğun çantasının elinden kayıp zemine çarpması oldu.
‘’Otur!’’ diye bağırdı.Firuz.’’Otur şuraya!’’
Efruz ,üçlü kanepedeki misafire baka baka,babasının gösterdiği koltuğa oturdu.Ve çelik kapılı apartman dairesinin salonunda bir çocuk mahkemesi kuruldu.

‘’Anlat bakalım,’’dedi Firuz.’’Bir de senden dinleyelim.Tanıyor musun bu adamı?’’
İnkar etmesi mümkün değildi çünkü karşısında oturan dev zencinin elinde ,kendi yazmış olduğu mektuplar vardı.Ne diyeceğini bilemedi.Boğazına dünya kaçmış gibi,boğulacakmış gibi iç organları gözeneklerinden rendelenerek çıkacakmış gibiydi.Firuz’un ‘’ Tanıyor musun, dedim!’’ diye bağırmasıyla,biraz da olsa kendine gelip kekeleyerek konuşabildi.
‘’E…Evet.’’
‘’Kim bu herif?’’
‘’Bobby…Bobby Foxbrown.’’
‘’Onu biliyoruz! Nereden tanıyorsun?’’
‘’Mektup…’’ diyecekti ki daha fazla dayanamayan Firuz, karısının eşzamanlı çığlığı eşliğinde oğluna bir tokat attı.Ancak misafirin umurunda olmadı.O sadece ,gangster gözlerle Efruz’a bakıyordu.Korkudan buz kestiği için gözlerinden yaş bile gelemeyen Efruz’a.
Firuz sinirden açık kalmış ağzını gürlemesiyle doldurdu:
‘’Ne yaptın oğlum sen! Ne yaptın? Cevap ver ! Hapisten çıkmış, buraya gelmiş oğlum,adam! Ta Amerika’dan gelmiş ! Melisa nerede ,diyor! Bir yıldır mektuplaşıyoruz, diyor ! Sevgiliyiz biz,diyor! Annenin fotoğrafları var lan herifte! Cevap ver bana, bakma suratıma!’’

Efruz titremeye başlamıştı.Boğazına kaçmış olan dünya daha da derinlere inmiş ve o dünyanın her yerinde depremler oluyordu.Yaralama suçundan San Quentin hapishanesinde altı yıl yatmış ve tahliye olur olmaz,hayali sevgilisi Melisa’ ya kavuşmak için İstanbul’a uçmuş olan Bloods üyesi Bobby ise başını sallamak ile yetiniyordu.Efruz’un ağzından,zorla da olsa birkaç kelime dökülebildi.Kesik kesik ve korka korka.

‘’Bir internet sitesi var…Amerika’da mahkumlara …Mektup arkadaşı…Ben de…
‘’Sen de ne?’’ diye bir baltayla kesildi sözü.
Efruz öyle bir şey söylemeliydi ki ,çöle benzeyen hayatında sırf bir eğlence olsun diye,önce Tevfik Berk’le birlikte başladığı,sonra da yalnız başına sürdürdüğü bu sahte aşk mektuplarının sorumluluğundan odasına kadar kaçabilmeli,sevgiye aç bir kadına dönüşüp Amerikalı mahkumla yazışmak gibi bir suçun,kim bilir kaç yıl boyunca Ipad’e dokunmasını yasaklayacak olan cezasından kurtulmalıydı.Öyle bir yanıt vermeliydi ki,ev mahkemesindeki bütün rüzgarın yönü tersine dönmeliydi.Yutkundu ve nefesini ayarlayıp konuştu.

‘’Baba, İngilizce mi geliştirmek için…Onun için yazıyordum yazıyordum o mektupları.Hapisten çıkacağını bilmiyordum.Sadece İngilizcem daha iyi olsun diye.Hani geçen sene ek ders almak zorunda kaldım ya ? Yaz okulunda .Siz de bir sürü para verdiniz.Bir daha size öye masraf olsun istemedim.Ne olur ,kızma bana.Lütfen! Bu sene hep ilk otuza giriyorum ya İngilizcede?Hep bu sayede işte!’’
Bir an için duyduklarının etkisi ile antik bir büste dönüşen Firuz’un yüzü ,yine duyduklarının etkisi ile bir bulmaca gibi çözüldü ve gözlerine bahar geldi.

‘’Öyle desene oğlum! Ben de ne sandım!’’
‘’Ne sandın ki baba?’’
‘’Boş ver,hadi git odana.Önce ödevlerini yap,sonra da matematik testlerini çöz.Bak Muammer Can seviye tespitte ilk beşe girmiş .Babası söyledi.’’
Bobby’ye son bir kez dünyanın en boş gözleri ile bakıp,on üç kilo ağırlığındaki çantasını sürükleyerek salondan çıkan Efruz mırıldandı:
‘’Muammer Can’ın götünü sikeyim!’’
Firuz karısına dönüp ‘’Hadi sen bize bir kahve yap,’’ dedikten sonra Bobby’ye İngilizce gülümseyip İngilizce devam etti.
‘’Büyütecek bir şey yok,bir yanlış anlaşılma olmuş.Oğlum adına da özür dilerim.Ama madem buraya kadar gelmişsiniz.,arzu ederseniz çocuğa İngilizce derslerinde yardımcı olabilirsiniz.Ücret konusunu da hiç merak etmeyin mutlaka anlaşırız.’’

Dokuz dakika sonra…

Efruz ,babası ve çığlığının yankısı hala ağzının içinde dolaşan annesinin cesetleri,sırasıyla.çocuk odası ,salon ve mutfakta soğumaya başladı.Bobby ise,dört taksitinin ikisi ödenmiş bir mutfak bıçağıyla,üzerinde Melisa yazan deri parçasını kolundan kazımaya çalışıyor.ve San Quentin’de uğradığı tecavüzden beri ilk kez ağlıyordu.
Çelik kapılı bir apartman dairesinin salonunda ayaküstü kurulmuş bir çocuk mahkemesi daha sona ermiş ve gösteri bitmişti.Artık herkes evine gidip önce ödevlerini yapabilir sonra testlerini çözebilir,zamanı kalırsa da uyumadan önce intihar edebilirdi.

0 yorum to “Hakan Günday - Gasp (OT Dergisi) ”

Yorum Gönder