Hakan Günday - Mekik (OT Dergisi)


Yıl 1976,aylardan Ağustos,günlerden Salı,ilçelerden Yandıran,caddelerden Cumhuriyet ve otobüslerden,İstanbul’a gidecek olanı.Manavı,katibi,bohçacısı,işsizi,zabıtası,delisi,köpeği samış otobüsün etrafını.Zaman,tezahürat zamanı! Belediye başkanı yeni susmuş ve alkışı henüz sönmüş.İşkembeci Fethi’nin yola attığı masaya çıkma sırası kaymakamda :

‘’Bugün bir otobüs kalkacak buradan.İçinde,Tufan evladımız olacak.İstanbul’dan tayyareye binip İngilterelere gidecek.Okuyacak,ilim alacak ,memleketine hayırlı ne varsa bir bir toplayıp Yandıran’ımıza getirecek.Bugün bir umut taşıyacak bu otobüs.O umut gurbet ellerde büyüyüp bir güneş olacak ,günü geldiğinde de o güneş Yandıran’da doğacak! Onun için dikkat et şoför efendi,bugün sen Yandıran’ın istikbalini taşıyacaksın! Her şeyi devletten beklemeyen ve Tufan evladımızın okuması için varından yoğunda arttırıp katkıda bulunan tüm Yandıran halkına şükranlarımı sunarım!Siz bunca sene bir yetimi okuttunuz,o da İngilterelerde doktor çıkıp yaralarınızı saracak! Sağ olun ,var olun! Şair ne diyor: Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar! Ey Tufan ,git o dişi sök getir! Sana itimadımız tamdır! Haydi sağlıcakla! Fethi, kes şimdi Allah kabul etsin.’’

İşkembeci Fethi’nin elindeki bıçak kaymakamın emriyle kurbanlığın boynuna iniyor ve kara koçun akan ilk kanı Tufan’ın alnına bir kelebek gibi konuyor.

Yıl 1976,aylardan Ağustos,günlerden Perşembe,şehirlerden Londra,caddelerden Carnaby ve otellerden Hill’s Gate.Tufan göleğini açmış,bohçacı Nazife’nin atletine diktiği para kesesini çıkarmış poundlarını sayıyor.1 pound,2 pound,350 pound…Üniversite yurdunda kalacak ama kayıt işlemleri için üç gün beklemesi gerekiyor Hill’s Gate’in odaıs,bir yatak,bir dolap.Banyo koridorun sonundaki merdivenin ucunda.Bir yüzünü bir de elini yıkayıp,Tufan iniyor merdivenlerden.

Yandıranlıların umudu , Londra asfaltına basıyor henüz 19 yaşında.İki adım atıyor ki karşısına bir adam dikiliyor.Elindeki tek sayfalık broşürü Tufan’ın göğsüne yapıştırıp,dişsiz ağzıyla konuşmaya başlıyor.Bir yandan da,yumruğundan bir sustalı gibi fırlamış işaret parmağıyla,önünde durduğu kırmızı kapıyı gösteriyor.Ancak Tufan’ın İngilizce’si,deneme sürüşü seviyesinde.Yine de anlama umuduyla,düşmeden yakaladığı broşüre bakıyor.Ve ilk denemesinde yanılıyor.Elindekini bir davetiye,dişsiz adamı da bir davetkar sanıp kırmızı kapıdan içeri giriyor.Oysa broşürde ‘’Kumarı bırak !’’ yazıyor.Altında da,’’Bırakamyorsan da bırak sana yardım edelim!’’Onun altında da bir telefon numarası.
Kırmızı kapının ardında kırmızı halı kaplı bir merdiven yükseliyor ve basamakların bittiği yerde de bir kumarhane başlıyor.Tufan, duvar olmuş birkaç adama çarpıp,vezneye sürükleniyor.Camın ardında bir kadın,para karşılığı kırmızı fişler veriyor.Tufan’ın yüzü buruluyor.Ne de olsa parası sayılı.Sayalı yarım saat oluyor.Tam dönüp gidecek gidecekken,yaşlı bir sarhoş koluna giriyor.72 yaşında,bıyıklı ve smokinli bir viski şişesi!Daha ne olduğunu anlamadan,Tufan kendini rulet masasının önünde buluyor.Yaşlı sarhoş bir şeyler söylüyor,Tufan’da elindeki broşürü gösteriyor.Farkında bile değil ama parmağının ucunda,’’İmdat! Kumar bağımlısıyım!’’ adındaki telefon hattının ilk iki numarası var :32. Yaşlı adam, bir avuç kırmızı fişi,masadaki 32’nin üstüne koyuyor ve rulet dönüyor.Bir an için zaman donuyor.Ne zaman ki küçük beyaz top,üzerinde 32 yazan küçük oyuğa çakılıp kalıyor,hayat kaldığı yerden devam ediyor.Homurdanma da var alkışda !Yaşlı sarhoş,kazanılan fişlerin yarısını Tufan’ın önüne koyuyor.Yandıran’ın medarı iftiharı etrafına bakıp gülüyor.Gözleri bir büyüyüp bir küçülüyor.Büyük bir an! Çok büyük! Tufan’ın kumarbaz ruhu 19 yıllık uykusundan bir silkinişte uyanıyor.Tufan,o rulet masasının başında ruhuyla tanışıyor:
‘’Merhaba ben Tufan!’’
‘’Ne tesadüf,benim adım da Tufan!’’
‘’Nasılsın?’’
‘’Kumar oynadığım sürece iyiyim!’’
‘’O zaman oynayalım!’’
‘’Ben de onu diyecektim!’’

İki saat içinde,Tufan’ın bütün parası rulet masasındaki girdabın içinde kaybolup gidiyor.Ağlayacak ama hali yok.Tufan,kendini,üstünden tren geçmiş gibi hissediyor.Sonra da tam doğrulacakken bir kamyon çarpmış gibi..Ama kendine gelmesi sadece birkaç dakika sürüyor.Çünkü ne bir tren ne bir kamyon,ne de bir damper dolusu vicdan azabı bir kumarbazı durdurabiliyor!

Yıl 1986,aylardan Temmuz,günlerden Çarşamba,ilçelerden Yandıran,caddelerden Cumhuriyet ve otobüslerden,İstanbul’a gidecek olanı.Manavı,katibi,bohçacısı,işsizi,zabıtası,delisi,köpeği sarmış otobüsün etrafını .Bu defa Belediye başkanı,işkembeci Fethi’nin masasından inmemekte kararlı.Konuştukça konuşuyor:
‘’Hata bizde! O piç kurusuna güvendik,gönderdik İngiltere’ye! 10 sene geçti,ne bir haber var,ne bir şey! Ama sevgili Yandıranlılar,bir daha tongaya basmyacağız! Kamuran evladımız,bambaşka bir çocuk ! O Tufan denilen sütü bozuk gibi değil ! Sizlerin de yardımıyla okutup büyüttük yetimi! Hadi Kamuran göreyim seni! Yüzümü kara çıkarma!Doktor ol,gel evladım! Kes Fethi, kes…’’

Bir kara koç daha yatıyor bıçak altına.Kanı kına oluyor Kamuran’ın alnına.Her 10 yılda bir Yandıran’dan bir insan fırlatılıyor uzaklara.Uzaya fırlatılan bir mekik gibi bindiriliyor otobüse,Kamuran.Eller sallanıyor ardından.Tam kalabalık dağılacak,Belediye başkanı bağırıyor:
‘’Canım hemşehrilerim!Bir dakikanızı rica edeceğim!Biliyorsunuz okulumuzun lise kısmı yok.Artık gönlünüzden ne koparsa!Aramızda toplayıp bitirelim bu işi! Her şeyi devlet babadan beklemeyelim!’’
Kalabalığın içinden biri bağırıyor: Kim olduğu belli değil.Manav mı,katip mi,bohçacı mı,deli mi?’’Diyelim okulu yaptık!Öğretmeni ne yapacağız?Onu da mı toplayacağız?’’
Belediye başkanı gürlüyor:
‘’Kim o ahlaksız?’’
Üzerinde siyah pardösü olan,şapkalı bir iskelet,kalabalığın arasından sıyrılıp kaburgasına vura vura haykırıyor:
‘’Benim ulan,benim! Tufan !’’
Kalabalığın şaşkınlığı buhar olup yükseliyor.Belediye başkanının dili ağzından taşmış,dudakları kapanmıyor.
Zorlukla da olsa soruyor :
‘’Ne oldu oğlum sana böyle?’’
‘’Ulan her şeyi de bana sormayın!’’diye bağırıyor Tufan.
‘’Biraz da siz doktor olun,hayvanlar!’’
Sonra da ağzında ne kadar diş varsa,söküp atıyor etrafındakilerin kafasına.Kaçışanlar,kaçışanlar,kaçışanlar…

0 yorum to “Hakan Günday - Mekik (OT Dergisi)”

Yorum Gönder